31 Temmuz 2010 Cumartesi

mırıldan, sayıkla falan..

Saklanacak iyi bir yer biliyorum

sıkı tutman gerek elimden

ancak, ancak o zaman işte.

Tek elimle ayakkabımın iplerini bağlayamam ama.. Hatta iki elim var ve hayatta işe yarar, becerebildim diye gurur duyabileceğim bir şeyim yok. Bilmediğim uzakları özleyebilirim, olmayan depremlere ağlayabilirim mesela, olursa bunları al yarar diye. Peki ya iki elim? Madem gerçek bir şey yapamayacağım, ne diye..

öte yandan saklanmak için çok iyi bir yer biliyorum.

itirazı olan yoksa, başla saymaya önce 21’e, olmadı 43’e kadar.

ya da sonsuza..

24 Temmuz 2010 Cumartesi

kirpi. le hérrison.

SAATE BAKMAK
/
Edip Cansever

Varsın her şey sonraya kalsın

Sonraya, en sonraya

Sözgelimi iki bin altı yüz kırk bir mil. Bir papatya ne kadar

uzağı görebilirse

O kadar yakın kalplerimiz birbirine

Ölü bir denizi bile bir tartışmaya çevirdik

Kayaları taş devrine göre ölçtük biçtik

Kalemlerimizi kesilmiş çiçek sapları gibi attık

Kapıları açarken birbirimize ağladık

(Ne kadar da çok severmişiz birbirimizi

Sahi ne kadar da çok severmişiz

Yıllarca, yüzyıllarca öpüştük

Sigaralar tuttuk, içkilerin en iyisini sunduk

İstersen bu gece burada kal, dedik

Sağlığımızı sorduk, bir sürü ilaç adları saydık

Sık sık görüşelim, olmaz mı dedik

İyi bildiğimiz ne varsa yaptık, ayrıldık

Ortada

Her zamanki gibi bir karanfil kaldı.)

Köşedeki tütüncü silaha çevirdi sigaralarını

Ödemesi çok güç sigaralara

Manav yarı anlamlı güldü biz geçerken

Eriklerden, çileklerden, o canım kirazlardan bile utanmadan

Hani o çocukluk küpesi olan kirazlardan

Hani rengi içimize göre değişen : mor,mavi, pembe, sarı

İlk defa merhaba dedi bir balıkçı

Çırparaktan elindeki suyu ölgün bizlere

Sigarası dudağında : merhaba!

Ya peki biz ne dedik, ne dedik

Yoldaki bir taşı şöyle bir kenara koyduk

Yakamıza rastgele bir çiçek iliştirdik

Su satılan dükkanlara baktık, yüzümüz cam cam ışıdı

Ve leylak kokuları gibi kendi kokumuza uzandık

Köşeyi döndük, bütün köşeleri hızla döndük

Su birikintilerinin ağaçlandığı eski bir sokağın tarihinde

Şöyle yazdı :

Her şey sonraya kaldı.

Ey ayaklarımızın dibindeki yoksul gül

Gölgesi yüreklerimizin

Öfkemiz sevgiye benziyor şimdi, sevgimiz öfkeye

Ve tartışmaya çevirdiğimiz deniz ölüler bırakıyor

Çıplak ölüler

Birbirine kenetlenmiş çöpler halinde.

Bir otobüse biniyoruz, sahiden biniyor muyuz

Söyle, nerde “Göğe bakma durakları”, nerde

Birinin elinde gazete ve süt

Gazete mi, evet gazete

Bütün manşetler tutsaklığı ve yenilgiyi çağrıştırıyor

Paramızı veriyoruz, üstünü alıyoruz, bozuk paralar

Cebimizde nikel

Cebimizde sarılmış ölüler halinde.

Her şey bir hızlı adım olmamaya

Ama gün gibi taptaze bir umut gözlerimizde

Saatlerimize bakıyoruz hiç yoktan

Çok uzaklara bakmaktır, diyoruz, durmadan saate bakmak

Yemyeşil bir su takılıyor akrebe, bir çavlan

Yüzü akide gibi parlayan bir gün takılıyor yelkovana

Anılardan anılardan çoktan vazgeçtik

Yaşadığımız bugün nasıl

Güzelliğimiz hangi güzellik.

Biliyor muyuz, hayır, bilmiyoruz da

Acılarımızdan bir yaz kurduk onarıyoruz

Belki bir hazırlık bu başka yazlara

Yakın yazlara, uzak yazlara

Çünkü her şey eskide kaldı, anılar bile

Her şey, ama her şey eskide kaldı

Vakit yok bir daha yemyeşil eylül tramvaylarına.

18 Temmuz 2010 Pazar

cam kentte hayaletlerle kilitli odada

.. ne saçma. üzgünüm.


?!!

- olsun. - "acıya, gülmek?!" - not mine..

her sabah sigaramı içtiğim kitapçının önünde,
onu beni beklerken görmek dileklerin gerçek olması ile kastettiğim..
ha olurda gerçek.
ama artık hiç bilmediğin, dokunamayacağın bir köşesinde kaldım sanırım hayatımın.
gene de dener misin?