27 Kasım 2011 Pazar
18 Ekim 2011 Salı
ki yarın kolay olsun
iki kişi arasında ki mesafe neyle ölçülür? coğrafi anlamda olmayanı elbette.. kim ne kadar yakınım diyebilir ki birisi için.. karar veren, doğru cevabı bilen siz değilken bir ömür boyu bile aldanabilirsiniz. yakan bir farkındalık bu. güneşin doğmayacağını bilmek kadar acı. dürüst oynamak gibi, dünya' nın hep dönecek olması gibi.
29 Eylül 2011 Perşembe
bordo.sütlü kahve. gri.
birşeyi aklında (ki) / içinde (ki) birşeyi saklamak ve öyle kalmasını sağlamak mümkün müdür? zaman aşımına uğrar mı? dönüp baksan çok sonra, kaybolmuş olur mu?
peki ya olmamış ama olası bir felaket neden şimdinizi kaplar, kaygı nasıl içten içe tüm benliğinizi ele geçirir?
insanın ellerinden mi belli olur kafasında ki? tedirginliği, neşesi, sevgisi, sevdiği.. dokunarak görmek dedikleri gerçek midir, var mıdır?
neden kaçarız? korktuğundan mı? peki korku nasıl bir duygudur, nelere bağlı oluşur.. sadece kaygı duymak korkunuzun temeli olabilir mi? yeterince kaygı büyütüp kendinden kaçar hale gelebilir mi insan, kendinden korkar? geçmiş insanın yakasına yapışır mı, tecrübe demek her benzer durumda en az canınızı yakacak olanı tahmin edip onu seçmekten mi ibarettir. peki ya şimdi? o zaman şimdimiz neden vardır.
14 Eylül 2011 Çarşamba
nasıl desem şimdi champions league izlemekte iddaa sonuçlarını beklemekteyiz dünya da ki son durum bu açıkçası yataş reklamı var sağlıklı uyku diyo
çanakkale ye taşınasım var
yerleştikten sonra seni yanıma aldırasım var :)
içinde alkole dönüşebilecek şeker kalmayan şarap "sek şarap"mış, naber??
when the moon hit your eye mı dio? CL reklam şeysinde, koyunlar falan olanda hani [ 4-4-2] :)
inter in kalecisinin forma rengi süper ama ya. (maç süresince doya doya görememiş olmamız kötü)
ikinci yarı başlıyooooooooor..
kaçış haberi dedi ya, firar denen dizinin reklamlarından nefret ettim kendisini 1 dk bile izlemeyeceğim, kararlıyım.
ay ts atak yapınca nasıl seviniyo :) kazansınlar istedim bir an
tüm içimden gelenleri harman edip yaptığım iddaa kuponu hain bir komplo sonucu ilk maçta yattı.
hıhh diyorum sana dünya.
7 Eylül 2011 Çarşamba
can't ever get enough of you
ölü ve tatlı hissedebildiğim
şarkıda dediği gibi kurşun geçirmez bir gülümseme görebildiğim
o gülümsemeyi öpebildiğim için
rüzgar kokunu bana getirdiği
damarlarımda huzur olduğu için
sadece saf sevgiye ağlayabilir halde kaldığım
bu odanın havasını sonsuza dek ciğerlerimde taşıyacağım için
portakallar ve çakıl taşları için.
29 Haziran 2011 Çarşamba
light in a little box ( a gift for love)
kanımda dolaşan, beni durduran, devam etmemi sağlayan.. adı var mıdır bunun bilemiyorum..
belki de en çok korkmam gereken durumda, güvende hissettirebilen.
farkında bile olmadan esir eden. öyle bile mutlu eden.
sanki camdan yapılmışım gibi, karşısında içimi saklamayı beceremediğim.
gözlerine çekincesiz bakabildiğim.
gerçekleştiremeyeceğimiz bir hayalimiz olmasın
olanların da hakkını verelim
ellerim varsın yansın
müsebbibi olalım birbirimizin.
gel.
21 Mayıs 2011 Cumartesi
ölü boşluk
sonunda..
ya da uyandığınızda diyelim. kendi kendinize oynadığınız tüm oyunlar, kandırmacalar.. tüm yalanlarınız tükendiğinde.. inandırmayı beceremez hale geldiğinizde aynadakini bile..
bir an, kimi zaman oldukça uzun bir an..
susmayı denemelisiniz, kendinizden başkasıyla konuşmamayı da olabilir.
her son aynı şekilde hissettirmez ama geldiğini, ayırt etmek; güç ve aslında gereksizdir.. bazen hayal ettiğiniz her şeyin beş para etmediğini, sizden başkasının bırakın değer vermek onların farkına bile varamadığını anlarsınız. gerçek sandıklarınızın, hayal olduğunu anlamanız-sa cabası. bazense huzurla yürüdüğünüz yolun en az bin deprem gördüğünü hiçte sağlam olmadığını hisseder, adım atamaz olursunuz.
sondan sonrası da vardır.
mecburen, nefes alır halde kalmışsanız eğer; vardır.
zorundadır.
uykuya kaçabilir; en huzursuz rüyaları deneyebilirsiniz. çivi çiviyi söker derler ya.. hayaller içinde geçerli sanabilirsiniz bunu. gülümsemeye çabalayıp; her bir kasınıza batan iğneleri yok sayabilirsiniz. hiç tükenmeyecekmiş-siniz gibi saatlerce yürüyebilir. sona, başlangıçmış gibi davranabilirsiniz; sahtekarlık olur böylesi.. ama zaten ne kadar dürüstsünüz ki.. silmekten bahsedersek; boğulmayı uzatır ve elbette bir seçenektir.
tavsiyem, durmaktan yana.. olduğunuz yerde kalıp, susmaktan.
nereye fark-etmez, bakmalı böyle zamanlarda.. belki kayan bir yıldız. ya da neyse demek istediğim, umut. kaybedemediğimiz tek şey.
yok mu? bilinmez.
Teoman - Bak Hayatına | Aşk ve Gurur | Yeni Albüm (2011)
haddimize mi.. ama olmuş.
bir de .. "bana öyle bakma"
17 Mayıs 2011 Salı
kork, sürmekte yangın.
çocuk. daha.
dersin ki öğrenmiş, ama işte dedik ya daha..
baksanız gözlerine, ne bileyim..
belki siz görürsünüz
ben göremez oldum.
ne sağım ne solum..
severdim ya.. seçemez oldum.
oldukça yararsız şu sıra nefes alışlar, vermek zorunda kalışlar.
bazen içinde kalsın istersin o hava..
saklamak, anmak için ya da her neyse.. ait olsun diye.
o an istersin işte
ama kalmaz..
öğrenmiş sanırsın.. ama çocuk.
daha kaç defa unutacak kim-bilir..
13 Nisan 2011 Çarşamba
8 Nisan 2011 Cuma
neverland.
hissettiğim en hafif yağmur, nasılda özgür.
ben seviyorum diye hem..
kalmak için geldi,
eşlik eden rüzgar; "çok durmaz, gider o" dese de
duymazdan gelirim.
eminim ki özleminden geldi.
ki özlemek..
beslemek, sarılmak, bırakmak, seyreltmek
ve dinlendirmek, dinlemek, dinelmek bile.
yinede en güzeli dinmek
özlem bile diner ya.
yağmur da şüphesiz
ama belki görmezden gelirim..
ya da artık rüzgarı severim.
yok mu? bilinmez.
4 Nisan 2011 Pazartesi
açıkça; blur.
gene sen ol diye açtım zamanın ötesini anlatan şarkıyı, fark-etmeden dinlemişizdir belki.. bilmem.bırak çalsın.
ne de sen sandım gene o sesi, kimin bilmem o sesi işte.
"nerede bizi özgür kılacak o aşk şarkısı??"
cevapsa,
ne de çok ve ne de yok.
durabilsek biraz, kımıldamadan öylece.
keşke sende rüya görmediğimi söyleyebilseydin o an.
ama kar dolu rüya da olmaz, bilirdim ki yalan.
hala derdim, kağıttan uçaklar akıntıya karşı ne kadar dayanır..?
hem 'garbage' şarkısı bile gerçek olabilirmiş, şaire her daim inanmamalı..
ya da rüzgara karşı ( / rüzgarla birlikte?) cızırtıyla yanan.. neyse öyle işte.
26 Mart 2011 Cumartesi
who are you?? < you decide.. >
dostum, yüzündeki gülümsemeye sonsuza kadar esir olabilirdim.. olmak için neler neler verirdim.
azizim, zor iş beceriksiz olmak, sakar doğmak, böyle öğrenmiş olmak sevgiyi, öz denetim deniyormuş bir de; yani en duygu-dışı yeteneğe böyle büyük ölçüde sahip yaşamak.
çaresizliğimin ilk seferi değil elbet, hem ilkini hatırlayabilecek kadar şanslı bile değilim.. neyse, olayın esası; baksan görürdün, sorsan bilirdin ya.. yazmaya ne gerek.
yarenim, şimdi attığım her adım güç, öyle ki omuzlarımdaki hayalet.. taşınmaz oluyor, an be an daha da ağırlaşıyor sanki.. oysa öldüğü an ki kilosunda kalmalıydı.
yetimim, ne çok sevdim bilemezsin.. malesef "korku" hakkında demiş ki yazar.. kişinin kendisine karşı beslediği bir histir(böyle durumlar için). haklı. bir de, oysa sı dahil, herkes öldürür sevdiğini. "içim, dışım zindan artık."
25 Mart 2011 Cuma
23 Mart 2011 Çarşamba
compass olsa ya başlığı.
kaç türlü vedalaşır-sak, vedalaşalım; biliyorum kesişecek haritalarımız.. ilk okuduğumda ne kadar imkansız demiştim içimden.
Jamie Lidell - Compass
bu versiyonunu 5 dk lığa tercihen.. "compass" ne hoş bi kelimeymiş.
bir de, "dostlar uydururum hayali, mutluyumdur bu yüzden"
19 Şubat 2011 Cumartesi
neglect
“Yitirmeden” demiş ya adamlar, neden yakın kalınamaz?
Kalınsa aranmaz diye mi, anlamsız olur; büyüsü kaçar da ondan mı? Öyle kalsa, mümkün olsa.. o an yitmese, kaybolmasa..
Doğruyu da, yanlışı da görebiliyor halde olmalı insan şu yaşına, bu kazanım ve hata silsilesi tabloyu yaratarak gelmişse..
Ve görüyoruz da, ortada. Hala körebe oynamakta ısrar eden o çocuk içimde, hala aç gözlerini diyebilmiş değilim ona.. esasında acınası desem de, yalan söylerim inanmalı buna.
Zaaflarımız hep zaaf olarak kalacaksa, aldığımız hiçbir ders, yaptığımız tüm çıkarımlar işe yaramayacaksa bu yolda…
Beklesen ne, gitsen ne??
13 Şubat 2011 Pazar
21 Ocak 2011 Cuma
5 Ocak 2011 Çarşamba
iklimler
bir adam, parmak uçları sınır telleri üzerinde.. ölülere bakan gözleriyle büyütmüş küçücük ellerini, şimdiyse aynı eliyle gün saymakta.. gözlerine hayret ediyor aynada, farklı bakıyorlar artık diye.
bir adam, gözleri çaresiz.. bir daha böyle çaresiz hissedemeyecek kadar. ellerini sevgiyle büyüten kadını beklemekten yorgun. ama umutlu, hayat boyu ne kadar hakkı varsa umuda dair; şu an içinde.. o kadının ellerini sımsıkı tutabilmek için, hayat dolu gözlerine yeniden bakabilmek için.
bir adam, şaşkın bakıyor ellerinde ki şansa inanamaz gibi.. bu defa olmaktan değil, yokluktan korkarak tutuyor elindekini.. ilk kez kazanmak istediğinden bu denli emin bakıyor gözleri, savaşmaya bu kadar hazır.
ve bir adam bilmem kaçıncı kez..
bir köşebaşında, o sokakta
yağmur yağarken, o tepede
yanından kalkarken, o masada
ardından bakakalmışken, o otoparkta
zile basarken, o kapıda
karşılıklı susarken, o telefonda
"lost and found" çalarken, o bankta
soğuktan donarken, o dolunayda
beni beklerken, o kitapçının önünde.
bir daha, bir daha..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)