16 Eylül 2010 Perşembe

herbirimiz başka.

ON AYRILIK ŞİİRİ IX / ATAOL BEHRAMOĞLU

iyi ölümler bayım, rüzgArın kanadığı bir gece yarısında
iyi ölümler, en derin sularda

morarsın akasya çiçekleri ve yoğunlaşsın güller
geçmiş ve gelecek baharlara iyi ölümler

gelir dağınık güz, göz çukurları ıslak
geçer sokaktan bir yağmur yalnayak

iyi ölümler bayım, vurulsun ağzınıza ve gözlerinize mühür
çünkü güz çürükleriyle iyi ölünür


4 Eylül 2010 Cumartesi

writing to reach you




Nereden başlamalı bu eylül yazısına? Bilemesem de başladım bile, “iyi ölümler bayım..” nasıl bir cümledir, içimi buz kestiren nedir.. çözemedim bir gündür, bir defa daha okumamak için kendimi zor tutar oldum..

Neyse bahsetmek istediklerim yok değil aslında, fazlasıyla ikiyüzlü bir milletiz mesela.. Ve bir özeleştiri, bir tarafta da ( hatta belki taraf bile sayılamaz) durduğum yer, açıkça dile getirebilmek isterdim tüm hissettiklerimi, belki korkaklık… Belli ki korkaklık, ama hayır kimseyi kırmak istemem. Kırmadan, kırılmadan nefes alabilmenin bir yolu olsa, ah olsa. Ya da varsa, ben görebiliyor olsam o yolu.

Gülümsemek isterdim, hiç içim acımadan. Bir tek yalan bile çıkmamışken dudaklarımdan, gökyüzüne son bakışımı hatırlamak isterdim; kim bilir neler görmüşümdür. Hiç kazanmamış, kaybetmemişken; henüz 0-0’ ken durum, daha öyle olmaz bende farkındayım ama hatırlamak mümkün, keşke..

O manzarayı görürken ölebilmek, beni içten olmasa dahi, gülümseten fikir… Çürüme böyle başlıyordur belki, yazarın anlatmak istediği buydu. En canlı, kanın en hızlı aktığı, damar çeperlerinin gördüğü en yüksek basınçta; tam o noktada sadece bir fikir başlatmaya yetiyordu “çürüme” yi.

Yorgun rüzgar, canlan yavaş yavaş.. gene doldur ciğerlerimi.